" Kafka Tamura, herkesin hayatında artık geri dönülemez bir noktaya geldiği olur. Nadiren de artık daha ileri gidemeyebiliriz. O noktaya geldiğimizde, bu iyi bir şey de olsa kötü bir şey de olsa, sessizce kabullenmekten başka çaremiz olmaz. İşte bu şekilde hayatta kalmayı başarırız."
Karalığın aydınlığa kavuşması sırasında,
Bir yandan o buluşmayı izlerken,
Bir yandan da bu yer değişimlerinin düşüncesinden alamaz insan kendini.
Büyük bir kabul ediş...
Gece gündüzü, gündüz geceyi kabul etmeseydi eğer koca bir gün olur muydu?
Birbirine bu kadar iki zıt şeydi oysa.
Koca bir gün olmak istiyorlarsa bu gerekliydi.
Kolay olmasaydı bari.
Belki değildir?
İnsan bir düştü mü ya da dibi gördü mü yapabileceği pek fazla bir şey yok aslında.
Ayağa kalkmak dışında
Zorundadır yani.
Çünkü düştüysen kalkarsın.
Ayağındaki, ağzındaki, yüzündeki, kollarındaki yaraları bile bile
Geçeceğini, belki izlerinin kalacağını bile bile ayağa kalkmaktan başka çare yoktur.
Bu yaralarda peşini bırakmaz adamın öyle lanet bir şeydir.
Seninle her yere gelir.
Taaaa ki sennn...
Anlattığım kadar kolay bir şey değil.
Kabul etmek yani.
Sessizce kabul etmek...
Diye bir şey varsa da,
Belki çığlıkları dışa vurmaz ama,
Basbayağı...
İçinde koca bir gürültü koptuğu kesindir.
Her şey bu ikisinin savaşıyla başlar.
Sessizlik ve çığlık...
Aynı,
Geceyle Gündüz gibiydi şimdi...
Eşitlendiler.
Koca bir yaşam olması için sessizlik ve çığlık,
Barışarak koca bir yaşam edecekti.
Bizi hafifletecekti..
Biraz daha eskilerde daha hiçbir şeyden haberim yokken, ben durumu yenilgi olarak görüyordum.
Çoğu insan gibi...
Sürekli yenilgiye uğruyordum.
Bitmiyordu.
Bu mümkün değildi.
Sürekli acı veriyordu.
Bu da imkansızdı.
Sonra barıştım, kabul ettim, sevdim, çok sevdim.
Ve daha sonra öğrendim ki benim ki yenilgi değil zaferdi...
Tüm yenilgi saydıklarım şimdi bana şapka çıkarıyor...
Hiç biri kolay olmadı.
İnanın bana çok çok zordu.
Tek başıma kaç çığlıkla baş ettim ya da edemedim bilemezsiniz.
İnsafsızlar az acıtmadı canımı ama öğrenmeye başlamıştım artık ve mutluydum.
Hala kabul edemediğim bazı şeyler var ama bunların çoğu talihle alakalı...
Arkana bakmadan yürümek zorunda oluşun kaderle bir bağlantısı olduğundan bahsedebiliriz.
Bazı çözemediğimiz şeylerin hepsi işte o talihler...
Ne yazık kii...
Geriye kalan hepsinin özgürlüğü ve adaleti bizimle...
Kendinizle başbaşa kaldığınız zamanlar,
Acımasız bir yargıç değil de
Adil bir bilge olmanız ümidiyle...
Karalığın aydınlığa kavuşması sırasında,
Bir yandan o buluşmayı izlerken,
Bir yandan da bu yer değişimlerinin düşüncesinden alamaz insan kendini.
Büyük bir kabul ediş...
Gece gündüzü, gündüz geceyi kabul etmeseydi eğer koca bir gün olur muydu?
Birbirine bu kadar iki zıt şeydi oysa.
Koca bir gün olmak istiyorlarsa bu gerekliydi.
Kolay olmasaydı bari.
Belki değildir?
İnsan bir düştü mü ya da dibi gördü mü yapabileceği pek fazla bir şey yok aslında.
Ayağa kalkmak dışında
Zorundadır yani.
Çünkü düştüysen kalkarsın.
Ayağındaki, ağzındaki, yüzündeki, kollarındaki yaraları bile bile
Geçeceğini, belki izlerinin kalacağını bile bile ayağa kalkmaktan başka çare yoktur.
Bu yaralarda peşini bırakmaz adamın öyle lanet bir şeydir.
Seninle her yere gelir.
Taaaa ki sennn...
Anlattığım kadar kolay bir şey değil.
Kabul etmek yani.
Sessizce kabul etmek...
Diye bir şey varsa da,
Belki çığlıkları dışa vurmaz ama,
Basbayağı...
İçinde koca bir gürültü koptuğu kesindir.
Her şey bu ikisinin savaşıyla başlar.
Sessizlik ve çığlık...
Aynı,
Geceyle Gündüz gibiydi şimdi...
Eşitlendiler.
Koca bir yaşam olması için sessizlik ve çığlık,
Barışarak koca bir yaşam edecekti.
Bizi hafifletecekti..
Biraz daha eskilerde daha hiçbir şeyden haberim yokken, ben durumu yenilgi olarak görüyordum.
Çoğu insan gibi...
Sürekli yenilgiye uğruyordum.
Bitmiyordu.
Bu mümkün değildi.
Sürekli acı veriyordu.
Bu da imkansızdı.
Sonra barıştım, kabul ettim, sevdim, çok sevdim.
Ve daha sonra öğrendim ki benim ki yenilgi değil zaferdi...
Tüm yenilgi saydıklarım şimdi bana şapka çıkarıyor...
Hiç biri kolay olmadı.
İnanın bana çok çok zordu.
Tek başıma kaç çığlıkla baş ettim ya da edemedim bilemezsiniz.
İnsafsızlar az acıtmadı canımı ama öğrenmeye başlamıştım artık ve mutluydum.
Hala kabul edemediğim bazı şeyler var ama bunların çoğu talihle alakalı...
Arkana bakmadan yürümek zorunda oluşun kaderle bir bağlantısı olduğundan bahsedebiliriz.
Bazı çözemediğimiz şeylerin hepsi işte o talihler...
Ne yazık kii...
Geriye kalan hepsinin özgürlüğü ve adaleti bizimle...
Kendinizle başbaşa kaldığınız zamanlar,
Acımasız bir yargıç değil de
Adil bir bilge olmanız ümidiyle...
Yorumlar
Yorum Gönder